TRANSLATE

18 Aralık 2016 Pazar

BİR METİN ÇAKIR POLİSİYESİ


yıldız cinayetleri ile ilgili görsel sonucuMart ayında vizyona giren Armağan Tunaboylu'nun ilk kitabından uyarlanan Şeytan Tüyü filmiyle yeni baskısı yapılan Yıldız Cinayetleri'nden geçtiğimiz günlerde bir tane edindim ve bir çırpıda bitirdim.
Kitap diğer polisiye romanların aksine çok renkli karakterlerle dolu ve karakterleri sevmeseniz bile kendinizi rahatlıkla onun yerine koyabileceğiniz bir kitap. bu kadar hızlı ve aşkla okumamın sebebi de bu olsa gerek.
Metin Çakır pezevenkliği bırakmış, yeni bir hayata başlayacakken üzerine yığılan cinayetlerden kurtulma çabalarını ve ne kadar amatör olsa da Amerikan, İngiliz ve Türk polisiyelerinde bulunan profesyonellikleri, psikopatlıkları ve kasvetli havalarıyla nam salmış dedektiflerden daha hızlı ve daha içten olduğunu görüyoruz.
Metin Çakır tam olarak içimizden biri olduğu için pek yabancı değiliz bu karaktere. Türkiye'de polisiye romanlarda sık sık rastladığımız amerikanvari polis ve dedektiflerden değil. daha olağan ve daha gerçekçi bir hikayesi olan Metin Ağbimizi sevmemiz için büyük bir neden.
kitabın sonundaki argo sözlüğü ise kitabı okurken baya işinize yarayacak.

Armağan Tunaboylu Kimdir? 

1962 yılında Eskişehir'de doğdu. Ortaokul ve liseyi İstanbul'da okuduktan sonra İzmir'de Sinema-TV öğrenimi gördü. Okulun ardından İstanbul'a dönerek kısa bir süre gazetecilik yaptı. Daha sonra çeşitli televizyon şirketlerinde ve dizilerde görev aldı. Yıllardır polisiyeye olan merakı sonunda Bir Metin Çakır Polisiyesi olarak kitaplaştı.


Peki Metin Çakır Kimdir?

"Hercule Poirot kadar zeki, Sherlock Holmes kadar dikkatli, Mike Hammer kadar çapkın, James Bond kadar yakışıklı, Philip Marlowe kadar pervasız...
Yok canım, nerdee! O, tarihin en ahlaksız, sahtekâr, korkak, yalancı, maço vb karaktersiz karakteri. Ama insan gene de onu sevmeden edemiyor." Kitap tanıtım bülteninden.

ELMA


İLK TRİP

apple adam ile ilgili görsel sonucuTanrı, şeytanı cezalandırdı fakat şeytan yıllık izne ayrılıp, bu süre içinde ademoğlunu yoldan çıkarmaya, içkiyi metresi yaparak ondan kötülükler peydahlamaya ant içti.
Adem ile Havva cennette yürüyüş yaparken bir parkın önünden geçtiler. Üzerinde “çimlere basmak yasaktır” yazan bir tabela olmadığından çimlere basarak bir elma ağacının altında dinlenmeye başladılar. Havva, altında dinlendikleri ağaçta bir elma gördü. Ağaca tırmanmayı bilmediği için Adem’e yönelerek “Şu elmayı koparır mısın?” dedi ve o da bunun yasak olduğunu ve koparamayacağını söyleyince Havva ilk trip atan insan olarak ansiklopedilere geçti. E tabii Adem de bir yere kadar sabredebildi ve en sonunda elmayı kopararak Havva’ya uzattı. Havva bir ısırık aldı ve elmanın diğer tarafını Adem’e uzattı. Adem tam elmayı yerken meleğin biri onları gördü. Bu sırada elma Adem’in boğazına takıldı. Adem heyecanla elmayı aşağıya, en aşağıya attı.

BELEDİYE ÇALIŞANI

Newton bir gün belediyede bulduğu işten kaytarıp; o park senin, bu park benim dolaşırken yoruldu tabii. Hemen bir ağaç bulup gölgesinde dinlenmeye koyuldu.
Çıkardı yârin cüzdandaki vesikalığını, derin hayallere daldı. O sırada Adem’in attığı elma Newton’ın kafasına çarptı. *Nasıl diye sormayın bu dünyadaki bin yıl, orada bir saniyeye eşittir. Newton “buldum” diye haykırdı fakat henüz neyi bulduğunu bilmiyordu.
Elmayı alıp limana doğru yürüdü. “Eh ben elma sevmem ki” diye nimeti beğenmeyip limanda yüklenen bir keşif gemisine fırlattı.

apple world ile ilgili görsel sonucuBATIDAKİ DOĞU

Gemi karaya yaslanıp demir attı. Colomb gemiden iner inmez mürettebatı bir koç indirdi gemiden ve kesti. “Hindistan’ı bulduk. Burada baharat bol, bana bir de yengene iki acılı adana kap gel!” deyip yanındaki delikanlıyı köşedeki ocak başına yolladı.
Colomb ve sefere getirdiği metresi çaylarını içerken Colomb “Nerede kaldı lan bizim acılı adanalar?” diye bağırdı. İki turist Colomb’a yaklaşıp “Where is The Sultan Ahmet Mosque?” diye sordular. Colomb hemen kapalı çarşıda halıcı çıraklığı yaptığı İngilizcesiyle “Hey bro The Sultan Ahmet Camii henüz inşa edilmedi. Sen şimdi okyanusa sırtını ver, aylarca swim to Turkey.” Cevabını verdi.
Mürettebattan biri “Kaptan, burada yuvarlak bir şey var, ne olduğunu bir türlü çözemedim” diye bağırdı. “Getir ulan neymiş o?” dedi Colomb. Delikanlı yuvarlak cismi getirdi. Colomb uzun süre cismi inceledi. Baktı ki pek para etmiyor “Al senin olsun” dedi delikanlıya. Delikanlı teşekkürlerini sunarak kaptanın yanından ayrıldı.

TAKAS

“Nasıl yani? Siz para kullanmıyor musunuz?” diye sordu delikanlı semt pazarındaki Kızılderili’ye. “Hayır” diye yanıt alınca; elindeki yuvarlak, kırmızı cismi gösterip “Bari bunu al” dedi.
Kızılderili, tezgâhı kapatıp çadırına döndü. “Hanım, bugün çok acıktım, hele bir tarhana dök de içek” dedi karısına. Kızılderili cebindeki kırmızı, yuvarlak cismi çıkarıp inceledi fakat bir şey anlamadı. Çocuğunu çağırıp “Lan, kerata bak sana ne aldım?” dedi. “Al şunu oynarsın”
Çocuk kırmızı, yuvarlak cismi alıp arkadaşlarına gösterirken cisim bir çukura düştü. Çocuklar ne yapsalar da o cismi oradan çıkaramadılar. Aradan yıllar geçti ve o çukurdan bir ağaç yükseldi.
Kızılderililer bu ağacın ilahi bir mesaj olduğunu öne sürdüler. Ağaçta yetişen kırmızı, yuvarlak cisimlerin hayvanları tarafından yendiğini ve başlarına bir şey gelmediğini gördüklerinde onlar da bunu yemeye başladılar.
Yıllar sonra bu kabilenin çevresi büyük bir elma bahçesine dönüştü.

GARAJDA

“Steve, bak elma topladım komşunun bahçesinden” diyerek garaja girdi Wozniak. “Ha versene bir tane” dedi Steve. Elmadan bir ısırık alıp masaya bıraktı. Wozniak’a “Eğer yıldız tornavida bulabilirsen bilgisayarı bitiriyoruz dostum.” dedi. Wozniak o gün çıkıp tüm şehirde yıldız tornavida aradı.
“Hey dostum, bu şehirde yıldız tornavida bulmak, 0.5 uç bulmaktan daha zor” dedi Wozniak.
“Ah! Bu vidayı da sıktık mı geriye bir tek amblem kalıyor.” dedi Steve. “Bir de bilgisayarımızın adına uyumlu bir şey olmalı.” diye ekledi. Wozniak, masada duran ısırılmış elmayı Steve’e fırlattı. Steve “Buldum!” diye bağırdı. Steve neyi bulduğunu biliyordu.

ANNE ŞARJ ALETİM NEREDE?

“Anne şarj aletimi bulamıyorum” dedi Atilla. “Nerede şarja taktıysan oradadır” diye cevapladı annesi. Atilla telefonunu masaya bırakıp mutfaktaki prize bakmaya gitti. Bir elinde şarj aleti, diğer elinde bir elma ile dönerken “Buldum” diye bağırdı. Atilla neyi bulduğunu biliyordu.
Telefonunu şarja taktıktan sonra elmasından bir ısırık aldı ve elmayı masanın üzerinde duran, elma logolu telefonun yanına koydu.
                                                                                         AHMET FARUK YILDIZ